Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar..

19 Mayıs kutlamalarını stadyumlarda yasaklarken amaçlarının ne olduğu açık da.. Şaşırmışlardır, hesap ters tepti.. Ne mi vardı dün sokaklarda ? Sempozyumlar, konserler, mitingler, yürüyüşler, bilinç, kararlılık, şuur, tepki, ideolojik duruş, gönüllülük, hatta canıgönüllülük.. Bence seneye yine stadyumlara geri koysunlar kutlamaları..

Ne demiş Ulu Önder 93 sene önce ?
Geldikleri gibi giderler !


Baharı hissetmek !

İstanbul’a yerleşeli 16 sene olmuş.. Fenerbahçe Parkı‘na hiç gitmediğimi itiraf ediyorum.. Romantika’da bir iki brunch dışında şöyle hakkını vererek dolaşmamışım bu kadar senedir. Aslı’nın daha önce bahsettiğim haftasonu ödevlerinden biri sayesinde iki hafta önce gitmiş olduk, servi, sakız ve sedir ağaçlarının çaplarını ölçmekti ödevimiz bir de parkı bir güzel dolaşmak.. Ardından da deniz kenarında havuçlu keklerimizi yiyip çaylarımızı içerek bitirmek de nefis oldu.. Baharı renkleri ve kokuları ile iliklerine kadar hissetmek bu olsa gerek !


‘Veli’ Olmak

Evlendiğimi, evlendiğimizi idrak etmem evlendikten nice zaman sonra birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan birinin ‘Çağla Hanım, eşiniz telefonda’ diye bana seslendiği an olmuştu.. Ne gelinlik provalarında, ne düğünde, ne balayında, ne yeni evimize mobilya seçerken.. Hiçbiri değil, basit bir telefona çağırılma esnasında.. Anne olduğumu anlamam da benzer bir süreçten geçti.. Ne doğumlardan sonra, ne bebeklerim büyürken.. ‘Veli’ oldum ya ben, o zaman ‘anne’ de olduğumu tam olarak idrak ettim galiba. Biz nasıl büyütürsek öyle büyüyeceklerini, nasıl eğitirsek öyle eğitileceklerini, kişiliklerini, geleceklerini kendi ellerimizle şekillendireceğimizi anladığım ve belki de ilk kez aslında ‘anne’ olmanın nasıl bir sorumluluk olduğunu fark ettiğim andı o an. Bu ‘veli’ olma anı özeldir benim için, o günden beri hep keyif aldım bir ‘veli’ olarak çocuklarımla birlikte okulda olmaktan.

Bizimkilerin okullarında her dönem en az birer kez veli katılımlı etkinlikler yapıyoruz. Daha önce de birçok kez onlarla kağıt katladık, kestik, boyadık, yapıştırdık.. Bazılarına anne, bazılarına baba, bazılarına anneanne katıldı, ve her seferinde hepimiz çok eğlendik. Bu dönem çocuklarla yine birkaç vesile ile birlikteydik. Aslı’nın okulundaMüzikli Günler‘ kapsamında ben ve iki gönüllü veli sıra ile ünlü müzisyenleri çocuklara tanıttık.. Ben Fazıl Say’ı seçmiştim, bir hafta sonu oturup çocukların hoşuna gideceğini düşündüğüm resimleri, video clip’leri buldum, onları birleştirdim, süsledim, güzel bir sunum hazırladım. Çok keyif aldım, o minicik çocukların disiplinlerine, parmak kaldırarak konuşmalarına, meraklı sorularına, içtenliklerine, gözlerindeki ışığa bir kere daha hayran oldum..

Sonra sıra Aslı’ların ‘velilerimiz bize kitap okuyor‘ etkinliğine geldi. Yıl boyunca gönüllü anne babalar seçtikleri kitapları okudular haftanın belli bir günü çocuklara. Seslendirenler, kuklalar ya da kostümler ile canlandıranlar oldu.. Ben de farklı bir şey yapmak istedim. Önce sevdiğimiz bir kitabı seçtik: ‘Aslı ile Ayçocuğu‘. Kitapta ay’da hiç renk olmamasından sıkılan Ayçocuğu uzay aracına atladığı gibi dünya’ya geliyor ve Aslı ile tanışıyor. Aslı Ayçocuğu’na sıra ile tüm renkleri öğretiyor ve birlikte bir resim çiziyorlar. Önce kitabı tarayıp bilgisayara resimlerini aktararak bir sunum haline getirdim, sonra Ayçocuğu ve Aslı nerede yeni bir renk öğrenip resimlerini boyamaya başlarlarsa ben de tüm çocuklardan aynı resmi yapmalarını istedim. (Hatta bu görevi Aslı yaptı, çok daha keyifli oldu!) Böylece, hep birlikte hem kitap okumuş olduk, hem de kitaptaki resmin aynısını hatıra olarak saklamak üzere biz de yapmış olduk. Aynı kitabı Selin’ciğimin okulunun da veli katılımlı gününde okuyarak aynı resimlerden yaptık. Her iki yaş grubu da bu işten pek hoşlandılar!

Son olarak da yine Aslı’ların ‘Oyuncağım ve Ben‘ etkinliğinde bu defa tüm çocuklar birkaç gün önce evlerinden bol bol atık malzeme götürdüler. Kutular, şişeler, kapaklar, düğmeler, eski CD’ler, kumaş parçaları, ipler.. Tüm bunlar ortak alanda birleştirildi ve dev bir malzeme ambarı oluşturuldu. Bir kaç gün sonra davet edilen ebeveynler ile birlikte bu malzemeler kullanılarak birer oyuncak yapıldı. Aslı da babasının yardımı ile nefis bir oyuncak bebek tasarlamış. Oyuncak bir süre diğer arkadaşları ile birlikte okulda sergilendi, sonra da eve gelip aramıza katıldı..

Bütün bu faaliyetlerin dışında dönem içinde Selin babası ile bir Paskalya sepeti yaptı, ve yine Selin bu defa anneannesi ile sanat saatinde kilden deniz altı motifleri çalışarak boyadılar. Anneannemiz bir kez de Aslı’ların okuluna konuk olarak ‘Değiş Tokuş Pazarı‘ etkinliğine katıldı, paranın icat olmadığı dönemlerde alışverişin nasıl yapıldığını öğrendikleri bir hafta, çocuklar evden seçtikleri kullanmadıkları oyuncakları değiş tokuş yapmak için kullanarak ebeveynlerin kurduğu (belli bir para limitinin altında olmak kaydı ile alınan) yeni oyuncaklardan oluşan pazarı gezdiler ve alışveriş yaptılar. Bu dönemin son etkinliği olarak önümüzdeki hafta ben ‘Annelerimiz ve Meslekleri‘ konusunda sunum yapacak gönüllü velilerden biri olarak son kez okulda Aslı ve arkadaşları ile olacağım.

Her biri çocuklar için son derece eğlenceli ama belki de onlardan çok bizim heyecanla beklediğimiz saatler oldu.. Bakalım önümüzdeki dönem neler yapacağız hep birlikte !


Goodbye Cheeky !

Sevimli maymun Cheeky Monkey ile ilgili daha önce Kasım ayında yazmıştım. Aslı’nın okulunda İngilizce derslerine kullandıkları kitabın baş kahramanı Cheeky, okulun ikinci döneminde de ilk dönemde olduğu gibi tüm çocukları sıra ile ziyaret etmeye devam ediyor. İki hafta önce ikinci ve son kez Cheeky hafta sonunu bizimle geçirdi.

Aslı ile iki gün boyunca neredeyse hiç ayrılmadılar. Piyano dersine eşlik etti Cheeky, sonra birlikte alışverişe gidilip bahçe için renk renk çiçekler seçildi, onlar eve delip büyük bir özenle yerlerine dikildi. Pazar günü de sabah Aslı ve Cheeky birlikte krep yaptılar, akşamüzeri de kuzenlerimiz ile anneanne/dede’nin evinde buluşuldu.. Cheeky ve güzel gülümsemesi de yanımızda. Pazar gecesi Cheeky’ye sarılıp son bir kez uyuyacağı için çok üzgündü bizimki. Ama Selin hemen teselli etti ablasını: ‘Seneye ben senin okulunda ana sınıfında olacağım ve Cheeky iki kez daha gelecek bizim eve, üzülme Aslı!’


Çilek Kız Şarkı Yarışması

Çocuk kanallarından birinde görmüş bizimkiler, koşarak geldiler bir gün, ‘anneee, çilek kız sayfasında şarkı yarışması varmış, biz de katılalıııım!’ diye. Web sitesine girip bakınca hakikaten çok cici bir yarışma düzenlediklerini gördüm.. 4-10 yaş arası cimcimeler siteden bir şarkı seçip önce video klibini izleyerek çalışıyorlar, sonra da müziğin üzerine vokal yaparak videoya çekiliyorlar, anneler de videoları çocuklar adına oluşturdukları kullanıcı sayfalarına yüklüyor. Jürinin ön elemesinden geçen finalistlerin videoları sitede yayınlanıyor. Sonuçta dereceye girenlere çilek kız motifli okul setleri, uyku setleri veriyorlarmış, bir de kazanan yarışmacı reklam filminde oynayacakmış. Bu kısımlar ile pek ilgilenmedik, bizimkiler işin ucunda ödül olduğunu da bilmiyorlar, çok eğlendiler çalışırken ve çekimleri yaparken, zaten amaç da bu olmalı :)

İkisinin ayrı ayrı çekimlerini siteye yükledik bugün, ama onları böyle giyinmiş kuşanmış ve şarkı söyler yakalayınca bir de düetlerini çekmek istedim.. Bu arada, koreografi tamamen Aslı’ya ait ! Şimdi ben bunları yemeyip de ne yapayım ?


Kadıköy’ün lezzet durakları

Çocukken İzmir’den İstanbul’a akrabaları ziyarete geldiğimizde babamın da ortaokul-lise çağını yaşadığı babaannemin Bahariye’deki evinde kalırdık. O zamanlar evi Caferağa Muhtarlığının olduğu sokakta, Rexx sinemasının da yer aldığı Kadife Sokak’ın bir üstünde Hacı Şükrü’de idi. O sokakta, tam da bizim apartmanın sol köşesinde Ayida Triada Rum Ortadoks kilisesi vardır. Saat başlarında kilisenin gong’larını dinlemek, yürüyerek Bahariye Caddesine çıkmak ya da Kadıköy Çarşıya inmek, Süreyya Sinemasını hayran hayran seyretmek, balıkçılar çarşısında bağıran balıkçıların, şarküterileri vitrinlerinin, rengarenk manavların arasında dolaşmaktı benim çocukluğumun İstanbul’u. Sonraları 22 yaşında üniversiteden yeni mezun bir genç kız olarak Ankara’dan tası tarağı toplayıp İstanbul’a çalışmaya geldiğimde de ilk aylarda yine babaannem ile kalmayı tercih etmiştim. Renkler ve kokular hala aynıydı! Babaannemi uzun zaman önce daha rahat edeceği, çevirince sıcak suyu akan, güvenlikli, bizlerin de ona ulaşımımız daha kolay yeni sitelerden birine taşıdık ama benim İstanbul’um hala Kadıköy Çarşı’da kaldı. Bir de özel bir not, kızlarımın her ikisi de çocukluğumun İstanbul’unda, babaannemin evinin iki sokak altında, Kadıköy Şifa Hastanesinde doğdular :)

Aslı’nın okulu hazırlık sınıfı öğrencilerine birkaç aydır cuma günleri özenle hazırlanmış birer kağıt gönderiyor. Bu minik tavsiyeler ile ailelerin İstanbul’u İstanbul yapan geleneksel değerlerini hatırlamasını, çocukları ile birlikte buraları ziyaret ederek onlara da aktarmasını hedefliyorlar. Gelen kağıtları her cuma heyecan ile bekler olduk, ve büyük bir keyifle çocuklar ile birlikte gidip geziyoruz, bol bol fotoğraflıyoruz, hafta başında Aslı ve arkadaşları bu fotoğrafları da kullanarak birbirlerine neler gördüklerini anlatıyorlar. Örneğin, şimdiye kadar gelen tavsiyeler arasında Vefa Bozacısı, Hacı Abdullah Lokantası, Baylan Pastanesi, Hacı Bekir Şekercisi, Fenerbahçe Parkı ve Pera Müzesi vardı.

Nisan’ın ilk hafta sonu havaların da güzel olmasını fırsat bilerek kızlarımla çocukluğumun İstanbul’unda dolaştık. Yılda bir iki kez bu turu yaparız onlarla, bu seferki de çok keyifli oldu. Önce Çiya’da güzel bir öğlen yemeği yedik. Çiya’yı anlatmak için ayrı bir yazı yazmak lazım aslında, ben denemeyen kalmasın diyerek web sitesini iletip geçiyorum şimdilik.. Ardından yılların bozmadığı Baylan’ın özel lezzeti Kup Griye.. Aynı sokakta hemen karşısındaki Hacı Bekir’den eve götürmek üzere koca kese kağıdı dolusu rengarenk şekerler. Balıkçılar çarşısında birlikte balık seçmek, hemen yandaki manavın yemyeşil rokaları.. Dönerken mutlaka Gözde Şarküteri‘nin dil peyniri.. Kızların gözlerinde 30 yıl önce benim gözlerimdeki heyecanın aynısı.. Bazı şeyler hiç değişmiyor, değişmesin, ne güzel !


Mart bitmeden..

Bu ayı çok verimli geçiremedik ne yazık ki.. Ayın ilk yarısında İstanbul’u bir türlü terk etmeyen buzz gibi hava, yanında benim ameliyat sonrası eski hareket kabiliyetime dönme sürecim ve koltuk değnekleri ile yakın ilişkim, babamızın yurt dışı gezileri, benim hafta içi hafta sonu dinlemeyen derslerim, bir de ay sonunda Aslı’ya musallat olup 9 gün süren ateş ve halsizlik ile seyreden sevimsiz virüs eklenince pek keyifli bir ay olmadı. Zaten ay boyunca da pek bir şey yazamadım, ay sonu bülteni şeklinde yazılar eklemeyi ne kadar sevmesem de bu seferlik böyle oldu.. Pırıl pırıl Nisan ayında acısını çıkarmak sözü ile şubat sonundan beri yapabildiklerimiz ve fotoğraflayabildiklerimiz işte bunlar..

Şubat ayının son haftası İstanbul Modern‘de güzel bir aktiviteye katıldık. İstanbul Modern Sanat Müzesi, “La La La Human Steps” sergisine paralel, Garanti Bankası’nın sponsorluğunda bir eğitim programı tasarlamış. Hollanda’nın Rotterdam kentindeki Boijmans van Beuningen Müzesi koleksiyonundan resim, baskı, çizim ve video yerleştirmelerinden oluşan bu sergi, Sanat Adımları adını taşıyan eğitim programıyla çocuklar, gençler ve aileler için eğlenceli bir sanat deneyimine dönüştürülmüş. Programda, sergide yer alan sanat eserleri inceleniyor, sanatçılar tanıtılıyor ve eğlenceli sanat oyunları oynanıyor. Bu kapsamda bizim katıldığımız etkinlik ‘Değirmen Atölyesi‘ idi. Bu atölye çalışmasında önce 16. yüzyıldan günümüze uzanan sanat eserleri üzerinden, toplumsal karşılaşmaları, insan ilişkilerini ve insana özgü ruh hallerini ele alan sergi geziliyor, daha sonra çocuklar, rüzgar gücüyle çalışan, geçmişten bugüne bir çok alanda kullanılan, masallara konu olan yel değirmenlerini tanıyorlar. Yel değirmeni maketlerini sevdikleri renklerle boyuyor günün hatırası olarak yanlarında götürüp okullarında ya da evlerinde kuruyorlar. Hatta bizimkiler ertesi gün okullarına götürüp arkadaşları ile de paylaştılar.

 

Anne operasyon sonrası yatağa çakılınca anneanne – baba – iki torun dörtlüsü birlikte güzel bir tiyatro oyunu izlemeye giderler. Çirkin Ördek Yavrusu, Harbiye’de Kenter Tiyatrosu’nda, çok eğlenceli bir müzikal. Oyunda bembeyaz yavru ördeklerin arasında simsiyah ama şipşirin bir yavrunun hikayesi anlatılır, torunlar büyülenir, anneanne de torunları ile ilk kez tiyatroya gitmenin mutluluğu ile bütün oyun bizimkilerin mimiklerini ve tepkilerini izler :)

 

Tiyatronun hemen ardından babası Aslı’yı ilk kez basketbol maçına götürdü. Daha önce çok niyetlenmiş ancak maçların sürekli Avrupa yakasında ve genellikle çocuklara uygun olmayan saatlerde oynanması nedeni ile bir türlü zaman bulamamış ve trafik çilesini de göze alamamıştık. Bu sene burnumuzun dibinde nefis bir spor kompleksi yapılınca basketbolsuz yaşayamayan babamız bir güzellik yapıp en sevdiği arkadaşları ile birlikte kendisine 1.5 senelik kombine bilet almış. Aslı da tiyatro dönüşü babası ile Fenerbahçe – Beşiktaş maçı ile açılışını yapmış oldu. Maçta bir de sınıf arkadaşı Deren ile karşılaşıp maçı birlikte seyretmişler. Daha da güzeli, kombine bileti olan babaların hepsi kızlarını getirmişler maça. Beş baba ve 4-8 yaş arası beş kızı birlikte seyretmişler maçı! İki sayı farkla kazandığımız maç gerçekten çok heyecanlı geçmiş, öyle diyor bizimki, skoru bile sorsanız hatırlar.. Faul atışlarında rakip takım sayı kazanmasın diye ‘yuuu’ diye bağırmaları gerektiğini de :)

Son haftasonu da bu defa Aslı yakasını bir türlü bırakmayan inatçı virüsten kurtulmak üzere iken evde dinlenmesi gerektiği için bu defa Selin’cik babası ile sinemaya gidip baba-kız güzel bir film seyrettiler. Yine 3D, bizimki yine bazı sahnelerde saklanma ihtiyacı hissetmiş. Canım, nasıl da kaptırıyor kendini filmlere, tiyatro oyunlarına.. Gelince ballandıra ballandıra anlattı bize de.. Annesi de Aslı’ya söz verdi, iyileşince haftaya birlikte gideceklerine. İkisi de evde olmaktan çok sıkıldılar bu ay, bitsin artık Mart !


Küçük Kardeş ?

Akşam birlikte televizyon seyrederken reklamlardan birinde şirin bir bebek gören anne sorar :
- Kızlar, bir bebek olsa evde, çok şeker olmaz mıydı ?
Aslı(6)  hemen ‘eveeeet!’ yapıştırır.. Selin(4) yorum yapmaz.. Anne devam eder :
- Niye ama bak Selin, ne güzel iki tane ablası olurdu ?
Selin daha fazla dayanamaz :
- Anneee, feci uydurdun farkındasın değil mi ?

Bu arada açıklaması da, iki çocuktan fazla olursa anneler yetişemezmiş. Canım kızım, dört yaşında yaptığı yoruma bak!


Tatil biterken..

Hepimizin okulu sırayla açılıyor.. Selin’in tatili bir hafta idi, o kayak dönüşü başladı okuluna.. Aslı’nın tatili iki hafta idi, ikinci hafta yoğun kardan dolayı Selin de 2-3 gün okula gidemeyince son bir haftamızı evde hep birlikte dolu dolu geçirdik. Bendenizin tatili ise üç hafta idi, ve haftaya ben de fakülteye dönüyorum. Yeni bir dönem, heyecanlı, verimli ve keyifli geçsin hepimizin !

Geçtiğimiz hafta kayakta geçirdiğim ufak kazadan dolayı pek mobil değildim, ama neyse ki çok kar yağdı ve dışarıya çıkışımızı kısıtlayan benim dizim yerine kar oldu :) Kısıtlanmış derken biz yine de çocukların bale ve piyano kurslarının üzerine iki sinema bir de tiyatro eklemeyi başardık haftamıza.

       

Bol kar varken çıkıp bizimkilerle kartopu oynayamadık diye hayıflanıyordum ama neyse ki ilk haftanın tamamen kar üstünde geçmiş olmasından ve kara yeterince doymuş olmalarından dolayı kendileri istemediler dışarı çıkmayı. Biz de evde bol bol oyun oynadık, şöminemizi yakıp, yanına da mısır patlatıp her gün bir DVD seyrettik.. Bir de yeni bir oyuncağa sardık ki, ben bile zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Öyle hoşuma gitti ki, kızlarımla yeniden kız çocuğu oldum.. Doğumgünümüzde sevgili Ekin ve Güneş getirmişlerdi bize bu hediyeyi, rahat rahat oynayacağımız bir zamana saklamıştım, harika bir zamandı geçen hafta, her gün sıkılmadan en az ikişer saat oynadık.

Top Models serisi 6+ kız çocukların bayılacakları bir seri.. Tutan her ürün gibi bunun da pazarlamasını abartarak onlarca farklı ürün sürmüşler piyasaya, bizim elimizdeki iki modelden birinde cici kızlara kitabın içinden çıkan şablonları, çıkartmaları ve desenli kağıtları kullanarak kıyafet tasarlıyorsun, sonra onlara çıkartmalardan seçtiğin ayakkabı, eldiven, şapka, kolye, bilezik, saç bandı, tokası, aklınıza ne süs gelirse artık.. takıp takıştırıyorsunuz.. Bizim zamanımızda kartondan bebekler vardı, onlara omuzlarından ve belinden kıvırarak yine kağıttan elbiseler iliştirirdik, (genellikle de 10 dakika oynadıktan sonra düşerlerdi) konsept olarak aynı, ama bunda kızlar albümün üstünde kalıyor, sen sadece tasarımcılığını yapıyorsun. Aynı oyuncağın bir de model köpekler için olanı var, onlara da kıyafetler giydirip süslü tasmalar ve kurdeleler takılıyor.. Çocuklar öyle yaratıcılar ki, bizim gibi birbirine uyan renkler ve desenler kullanma dertleri de yok, gerçekten nefis şeyler çıktı ortaya.. Setin fiyatı 25 TL civarında, içinde 20-30 model kız var, onlara yetecek kadar da bol bol desenli kağıt ve sticker.. Ben D&R’da gördüm serinin devamını ama sanıyorum birçok yere yayıldı, hediye alternatifi olarak da çok uygun.. Aşağıdaki örnek Selin’in kreasyonundan bir parça :)

 


Sudoku ile tanışmamız

Tüm öğrenim hayatım boyunca matematiğe bayılırdım, hala da matematik üzerine okumayı seviyorum.. Aslı’nın birkaç yıl önce yazdığım yazılarda da anlattığım bir özelliği var, o da sayıların büyüsünde bir çocuk.. 2.5 yaşını henüz geçmişken mıknatıslı sayılarını doğru sıra ile yapıştırır, bozar tekrar tekrar yapardı.. O kadar ki, en sonunda başka şeylerle ilgilensin diye saklardım ondan habersiz. O zamandan beri hala sayısal düşünme yeteneği aynı kuvvetle devam ediyor. Sömestre tatilinden dönerken THY’nin çocuklara uçakta dağıttığı derginin içinde çocuklar için sudoku sayfaları da vardı. Aslı sayfadaki bulmaca ile ilgilendi, babasına nasıl çözüleceğini anlattırdı, kısa bir süre içinde de sayfadaki iki tane 4×4 başlangıç seviyesi sudoku’yu da çözdü. Henüz 6 yaşında ve ilköğretime daha bir senesi olduğu için ne kadar istekli olsa da ben ona özellikle okuma yazma ya da toplama çıkarma göstermedim, okulda öğrenene kadar da göstermeyi düşünmüyorum. Şu anda sınıfındaki arkadaşları gibi 100′e kadar saymayı, 2′şer 5′er ve 10′ar saymayı ve geri saymayı biliyor.. Hatta okul seçimimde etmenlerden birisi de ilköğretime başlamadan ana sınıfında okuma yazmayı öğrettiğini böbürlenerek anlatan okullardan koşarak kaçmam olmuştur..

Neyse, bizimkinin gözlerindeki mutluluğu görünce İstanbul’a dönüşümüzün ertesi günü D&R’da çocuklar için sudoku kitabı aradım, bulduğum kitap 10+ yaş için 9×9 bulmacaların olduğu bir kitaptı, ama yine de aldım, belki hoşuna giderse ileride buna da geçeriz diye düşünmüştüm, hesapta internetten araştırıp 4×4 ve 6×6 bulmacalar içeren daha basit versiyonlarını bulurum, onlarla başlarız demiştim. İki üç gündür kar yağışından dolayı eve kapanınca, yeni kitabına bakmak istedi, bir de baktım patır patır yazıyor sayıları ! Bu yaş ve deneyim için 9×9 (standard sudoku) boyutunun çok ileri olduğunu düşünerek elinden çaktırmadan alayım, yenisi gelene kadar bekleteyim, yapamazsa sinirlenip tamamen vazgeçer dedim ama, bir iki yerde benim ufak yönlendirmelerimi de saymazsak oturup bitirdi ilkini. İkincisine geçmeden önce araya binbir rica ile öğlen yemeği ve başka oyunlar soktum ama yine de aklı kaldı devamında, ikincisini de öğleden sonra daha kısa bir sürede bitirdik. 9×9 sudoku’ların yetişkinler için olan standard versiyonlarında 81 karede yaklaşık 30-35 ipucu verilmiş oluyor, çocuklar için tasarlananlarda 50-55 ipucu koyuluyormuş, bizim yaptıklarımıza baktım, 43 ipucu vardı..

Sudoku’nun çocuklara yararlarını anlatmaya pek gerek yok, mantık yürütme, matematiksel zeka geliştirme, analiz, problem çözme, sabır, yılmama, başarı sonucu mutluluk gibi faydaları say say bitmeyecek bir uğraş.. Şimdilik bizim küçük Einstein’a günde iki bulmaca izni var, okul günlerinde bire indiriyorum. Bilgisayar oyunları ya da televizyon gibi uyuşturucular yerine böyle bir şeyden keyif almasına ne kadar bayılıyor olsam da, kafayı takıp bununla yatıp kalkmasını da istemiyorum.. Kendimi hatırlıyorum da, matematiği o kadar çok severdim ki, lise sıralarında bir gece sabaha kadar karekök iki’yi kökün içinden çıkartmaya uğraşmıştım ! Matematik büyülü..  ama her şey gibi gerektiği kadar :)

Çocuklarım sudoku’ya bulaşsın derseniz internette çocuklar için sayısız site var. Ben her zaman basılı materyal tercih ediyorum.. Bir de tatile, ya da beklemek durumunda kalacağımız herhangi bir yere giderken yanında götürmek isterse diye kitap versiyonlarından aldım. Kitapçılardan Çağatay Güler’in çocuklar için yazdığı A-B, C, D seviyeleri için kitaplarını temin edebilirsiniz.